Salı, Aralık 21, 2004

20/12

Merhaba,

Aşağıda giriş blogumuzu yazdıktan sonra geçen Pazartesi günkü programın oluşma sürecini aktarmaya çalışayım.

Eğer belirli bir konuda bir program yapmıyorsam, o hafta çalmak istediğim birkaç grup veya parça belirleyip, diğer şarkıları da onlara uygun soundları olan parçalardan seçmeye çalışıyorum.
Geçen Pazartesi yaptığım program ise bu anlattığım şekilde oluştu. Evvelki bir hafta içinde başka radyo kanallarında duyduğum veya arkadaş muhabbetlerinde bahsi geçen şarkılardan oluşan taslak bir playlist hazırladım kafamda. Bir dost sohbetinde geçtiği için çalmaya karar verdiğim gruplar Wilco, The Thrills ve The Shins'idi. Wilco'yu aslında uzun zamandır çalmak istiyordum ama bir türlü fırsat olmamıştı. The Thrills'i bir şekilde tamamen unutmuştum. The Shins ise hakkında çok bilgiye sahip olmadığım bir gruptu. Sonuçta bu gruplardan birer şarkı seçerek başladım.

Bunların dışında son zamanlarda çalmayı düşündüğüm bir başka isim ise Ed Harcourt idi. Bence Ed Harcourt singer/songwriter kategorisinde Tom McRae'nin bir basamak üstünde olsa da bu işin ustaları olan Jeff Buckley veya Elliot Smith mertebesine ulaşmak için daha çok yolu var. Ama gene de hep aynı şeyleri çalamayacağımız ve beklentilerimizi de hep aynı derecede yüksek tutamayacağımız için Ed Harcourt'dan da bir ğarça ekledim. (Ayrıca 2004 Strangers albümü kesinlikle kayda değer.)

Ed Harcourt'dan sectiğim parçanın ardından, ya bu bana neyi hatırlatıyor diye biraz düşünükten sonra aklıma Unbelievable Truth geldi. Özellikle de Same Mistakes adlı parçası. Muhtemelen nedeni de her iki parçada kullanılan keman sesinin birbirine çok benzemesi. Bu arada Unbelievable Truth'un Almost Here albümü tüm zamanlarda en çok sevdiğim albümlerden biri. (Not: Program esnasında neredeyse her çalan için "bu benim en sevdiğim gruplardan biri" diyormuşum. Bir süre sonra komik olmaya başlamış. Artık dememeye çalışacağım, zaten çalıyorsan seviyorsundur) Ama ne yazık ki bir daha asla böyle bir albüm yapamadılar, hatta kanımca berbat sayılabilecek iki albüm daha yaptılar. (Not2: Programda da sonraki albümleri için "Berbat" dedim. Bazıları tarafından hoş karşılanmamış. Özür dilerim) Neyse, iki parçayı ard arda dinledikten sonra hakikaten gayet iyi uyum sağladıklarını düşünerek, Same Mistakes' i çalacağım parçalar listesine ekledim.

Evvelki haftasonu Resfest bünyesinde Jonathan Glazier retrospektifine gitmiştik. Orada ne zamandır dinlemediğim bir grupla yeniden karşılaştım: Unkle. Meğersem Glazier onların Rabbit in your Headlight parçasının klibini çekmiş. (Hani şu Doğuş'un çaldığı klip) Bu arada Unkle'ın da bu sene yeni bir albüm çıkardığını biliyorum ama tamamını dinleme fırsatını yakalayamamıştım. Kısmet bu haftayaymış. İçindeki en sofistike şerkı Stone Roses solisti Ian Brown ile beraber söyledikleri bir parça. Hatta bu parçayı Ian Brown yazmış zaten. Reign adlı bu şarkıyı da playliste eklemeden edemedim. (Bu arada Ian Brown'ın gene bu sene çıkan albümü Solarize müthiş..)

Bu arada Leonard Cohen'in yeni albümü çıktı geçen ay. Bence başarılı bir albüm olmak ile birlikte bence Leonard Cohen'in göz yaşartan mektuplar kıvamındaki şarkıları biraz geriden gelmeli. Ne bileyim çok klişe bir örnekle şarap gibi. Şarkıların biraz yıllanması lazım. Mesela ilk çıkan single "Letters" bence objektif bir kulakla dinlediğiniz zaman gayet iyi. Ama sanatçı Leonard Cohen olunca zamandan bağımsız eleştri yapmak zor. O yüzden bu albümü biraz yıllanmaya bıraktım ve eski Albümlerinden bir parça seçtim. Aslında seçtiğim parça da belki de tezimi kanıtlar nitelikte. 1992 yılında çıkardığı Future albümünde bulunan "Waiting for the Miracle". Aynı zamanda Natural Born Killers'da da kullanılmıştı bu parça. Ama o tarihte çıktığı zaman belki de 1972'de çıkan "Famous Blue Raincoat" ile karşılaştırılmıyordu bile. Ama 2004'den geriye baktığımız zaman bence iki parça da çok çok başarılı. (Not: Merak eden olursa bence Famous Blue Raincoat daha iyi) Neyse, bu parçayı da Natural Born Killers soundtrack'dan alıp programın sonuna ekledik. "Are yor flirting with me?"

İnsan beyni tuhaf çalışır, bir sürü saçma sapan şeyi birbirine bağlayıp bir yere varır. Düşündüm ya film, Leonard yaşlı adam, sesi kalın, yeni albüm çıkardı. Aklıma otomatik olarak William Shatner geldi. Nam-ı diğer Star Trek'den Captain Kirk. Eh o da yaşlı, sesi kalın ve yeni albüm çıkardı. Hatta 1968'den sonra ilk defa bir albüm çıkardı. 1 aydır falan dinliyorum, gayet dinlenesi, ilginç bir albüm "Has Been". Hatta ilk parçası da bir Pulp coverı "Common People" Bence, iyi bir cover, şarkının ruhunu değiştirmeden, yeniden yorumlıyanın kendi tarzını katmasıyla olur. William Shatner'de bunu sonuna kadar başarmış. Eh, ben de ekledim playlist'e...

Bir Pulp coverı, bir başka Pulp coverını hatırlatır. Nick Cave yorumuyla "Disco 2000" Bence kesinlikle mükemmel cover tanımına giren bir parça. Öncelikle belirmek istiyorum ki, bence Disco 2000 tartışmasız hüzünlü bir parça. Melodisi ve ismindeki Disco kelimesine rağmen sözlerinden ve Jarvis Cocker'ın anlatımında parçanın içindeki hüznü anlayabiliyorsunuz. Hemen aşağıya yapıştırdım sözleri merak edenler için.

"Disco 2OOO"

Well we were born within one hour of each other.
Our mothers said we could be sister and brother.
Your name is Deborah. Deborah. It never suited ya.
Oh they thought that when we grew up we'd get married, never split up.
We never did it although often I thought of it.
Oh Deborah do you recall.
Your house was very small with wood chip on the wall.
When I came around to call you didn't notice me at all.
I said let's all meet up in the year 2000.
Won't it be strange when we're all fully grown.
Be there at 2 o'clock by the fountain down the road.
I never knew that you'd get married.
I would be living down here on my own on that damp and lonely
Thursday years ago.
You were the first girl at school to get breasts.
Martyn said that yours were the best.
The boys all loved you but I was a mess.
I had to watch them trying to get you undressed.
We were friends but that was as far as it went.
I used to walk you home.
Sometimes it meant nothing to you cause you were so very popular.
Ah Deborah do you recall.
Your house was very small with woodchip on the wall.
When I came around to call you didn't notice me at all.
I said let's all meet up in the year 2000.
Won't it be strange when we're all fully grown.
Be there at 2 o'clock by the fountain down the road.
I never knew that you'd get married.
I would be living down here on my own on that damp and lonely
Thursday years ago.
Oh yeah, oh yeah.
And now you've paid your money and you've taken your choice.
I know we'll never meet again but I want you to know
Want you to know that I remember every single thing.
Ah do you recall.
Your house was very small with wood chip on the wall.
When I came around to call you didn't notice me at all.
I said let's all meet up in the year 2000.
Won't it be strange when we're all fully grown.
Be there at 2 o'clock by the fountain down the road.
I never knew that you'd get married.
I would be living down here on my own on that damp and lonely
Thursday years ago.
Oh what are you doing Sunday baby.
Would you like to come and meet me maybe you can even bring your baby.
Ohhh ooh ooh. Ooh ooh ooh ooh. What are you doing Sunday baby.
Would you like to come and meet me baby you can even bring your baby.
Ooh ooh oh. Ooh ooh ooh ooh. Ooh ooh ooh ooh. Oh.


Neyse, programda da dediğim gibi bir çok insan bu şarkıda zıp-zıp dans ederek içindeki derinliği anlamamıştır kanımca. (Hatta barlarda çalan cover gruplarından bir tanesi şarkının sonunu "Would you like to come and fuck me maybe.... diye söyleyerek işin iyice cılkının çıkmasına yol açmıştı bir keresinde.) Ancak bu şarkıyı Nick Cave'in o içli yorumuyla dinlediğiniz zaman, şarkının gerçek manasını bulduğunu görebilirsiniz. Bu sebepten bunu da ekledik Playlist'imize.

Daha sonra ne çalabiliriz ki diye düşünürken aklıma Anita Lane geldi. Kendisinin Nick Cave ile beraber söylediği bir Mick Harvey şarkısı var "I love you... Nor do I" diye. Playlistte fena durmadı, bunu da ekledim.

Kafama göre sıraya dizdim parçaları. Yeniler başa, babalar sona. Programın "Waiting for the Miracle" ile bitmesi lazım. Bir de baktım ki, bir şarkılık falan daha yerim var. Bilgisayar'da gezinirken Flaming Lips gözüme çarptı. "Yoshimi Battles the Pink Robots"un soundu The Shins ile The Thrills'in arasına cuk oturur diye düşündüp, araya yerleştirdim. Fena da durmadu kanımca...

Böylece bir Pazartesi Akşamı Asayiş Berkemal'in playlist'i de oluşmuş oldu. Aşağıda merak edenler için tam playlist mevcut.


SanatçıŞarkı
WilcoKamera
The ShinsNew Slang
Flaming LipsYoshimi Battles the pink robots
The ThrillsSanta Cruz
Ed HarcourtLet love not weight me down
Unbelievable TruthSame Mistakes
Unkle feat. Ian BrownReign
William ShatnerCommon People
Nick CaveDisco 2000
Anita Lane & Nick CaveI love you... Nor do I
Leonard CohenWaiting for the miracle


Sevgiler,

Emre Haydar

Hiç yorum yok: